• Dolar Alış / Satış: 3.53 / 3.536
  • Euro Alış / Satış: 4.111 / 4.118
  • ISTANBUL:
  • Güneş: 05:44
  • Öğle: 13:18
  • İkindi: 17:13
  • Akşam: 20:38
  • Yatsı: 22:20
  • Hava Durumu Güncelleniyor..

Telif tasarısı ‘CANLI BOMBA’dan farksız

6 Haziran 2017
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
90 defa okundu.
Telif tasarısı ‘CANLI BOMBA’dan farksız

BİLDİĞİNİZ üzere Telif Hakları Yasa Tasarısı hazırlandı. Tasarıda bütün sektörleri çok yakından ilgilendiren hükümler mevcut. İTO’nun 380 bin, TOBB’un yaklaşık 3 milyon üyesini etkileyecek hükümler geliyor. Bu konuda duyarlı davranılması gerektiğini ifade ediyorduk.

İTO bu hususta üzerine düşeni yaparak çok seri toplantılar gerçekleştirdi. Radyo ve televizyonlara telif ödememek üzere talepte bulunduk. Yargıtay’ın bu konuda bir yerleşik içtihadı bulunmasına rağmen, maalesef önümüzdeki yasa tasarısında radyo ve televizyondan bedel alma iradesi göze çarpıyor. Ben şu anda İTO’daki komisyona başkanlık ediyorum, kurulmasına da vesile olanlardan biriyim. Biz karayolu taşıtları kapsam dışı kalsın diye isteklerde bulunurken, karşı taraf otobüs, minibüs, midibüs, taksileri de dahil ederek bu yasa tasarısını meclis’e gönderecekler. Buna mani olduk. Görüş belirtmek üzere Ticaret Odası, Odalar Birliği ve meslek örgütleri olarak harekete geçtik; danışmak üzere hukukçuları da yanımıza aldık.

 

ÇOK BÜYÜK KAOS YAŞANACAK

Sık sık dile getiriyoruz; radyo ve televizyonlardan telif hakkı talep etmek, vatandaşlarımızın haber alma haklarına engel olmaktır. Arkadaşlarımızdan ricam, Fikri ve Sınai Haklar Yasa Tasarısı’nı okuyup incelesinler. Radyo ve Televizyon yayınlarının ücretlendirilmesi, ‘kullanım amacı’na yönelik olmalı, ücret tek taraflı belirlenmemeli diyoruz. Tasarıda bulunan yaptırımlar ziyadesiyle ağır yaptırımlardır. Bunları ben icat etmiyorum, hepsi tasarıda yer alıyor.

Örneğin, bir yerde müzik yayını yapıldığında, ölçüsü belli olmayan, 40-50 milyon liralara varan cezalar öngörülüyor. Üstelik, sanatçı tarafına, bu cezaların uygulanmasına yönelik ‘ihtiyati tedbir’ alma yetkisi tanınıyor. Ayrıca öngörülen hapis cezaları ise cabası. Dahası korsanla aynı kefeye konuluyoruz. Ücretler ve uygulama alanında bir tekel yaratılarak, sanatçı kuruluşlarının tek taraflı olarak karar almasının önü açılıyor.

Bu hususla ilgili bir ‘hakem heyetinin’ teşekkül ettirilmesi gerektiğini ifade ettik. Ücretler konusunda da vatandaş, sanatçılarla karşı karşıya getirilmemeli, Kültür Bakanlığı, ‘milletin’ bakanlığı olmayı seçmeli; sanatçılardan yana cephe almayıp, fiyat belirlemesinde etkin rol almalı dedik. Tahsilâtın ise Maliye Bakanlığı tarafından satılacak bandroller vasıtası ile yapılması gerekliliğini ifade ettik. Telif Hakem Kurulu oluşturuldu, ancak bizler mutlaka o kurulun içinde temsilci bulundurmalıyız.

 

EVLERE DE TELİF GELECEK

Sanatçıların kamuoyu oluşturma yeteneklerini kullanarak yaptıkları baskı siyaseti, yargıyı, bürokrasiyi etkisi altına almış bulunmaktadır. Biz ise ısrarla, genel amaçlı yapılan yayınlardan telif ücreti alınmaması gerektiğini, ‘sadece’ müzik yayını yapmaya ayarlanmış cihazlardan yapılan yayınlara telif ücreti şartı konulmasını savunuyoruz. Sanatçılar, eserlerini radyo ve televizyon kanallarına yayınlansın diye verirken, ‘sokağa bıraktıkları’ eserin parasını istemeleri tamamen samimiyetten uzak bir istek ve arzudur. Biz çözümsüzlük değil çözüm istiyoruz. En güzel örneği ise maç yayınları için yayıncı kuruluşa ödediğimiz bedellerdir. Biz aboneliğimize ödediğimiz parayla telif hakkını ödemiş oluyoruz ve yayın hakkı alacaklısı kulüpler de topyekun yayıncı kuruluştan bu alacaklarını tahsil etmiş oluyor.

Bu sistemi müzik yayınlarına da uygulayalım diyoruz. Yani A Radyosu, yayınını şifreli yapsın ve talep eden ücretini vererek yayını dinleyebilsin. Ancak, bizim uyarılarımız dikkate alınmaz ise bu yolun sonunda ‘Sanat Vergisi’, ‘Müzik Vergisi’ gibi vergilerin ihdas olacağı görülmektedir.

Bu işin sonunun olmadığı Fransa örneğinde de açıkça görülmektedir. Fransa’da, evde yaşayan insan sayısına göre telif ücreti ödeme yükümlülüğü getiriliyor; bunun uygulanabilirliği var mı? Öte taraftan bu tasarının yasalaşması halinde, yargının sırtına büyük bir yük bineceği de muhakkaktır.

Kültür Bakanlığı, maalesef topu sanatçı camiasının kucağına atmış, uyuşmazlığın içinden çıkarak kenara çekilmiştir. Sanatçı ile toplumu karşı karşıya getirecek bu düzenleme, icra kabiliyeti olan bir düzenleme değildir.

 

BİZLER MÜZİK SATMIYORUZ Kİ!

Bizler müşterilerine müzik değil ulaşım hizmeti satan bir sektörüz. Vatandaşlarımızın Anayasa’da koruma altına alınmış hakları dâhilinde haber alma hürriyetlerini sağlamak amacı ile, Radyo ve Televizyon yayını yaptığımız için bu kanallar bizden bir talepte bulunmuyor; hatta ratinglerini artırmak için üzerine para vermeye dahi razılar. Ancak sanatçılar ilginçtir ki, ürünlerini kamuya açan bu kanallardan değil, yalnızca yolcularına bir amme hizmeti sağlayan bizlerden telif bedellerini hakkaniyete aykırı olarak talep etmektedir. Hukukçuların, bu meseleye ilişkin farklı görüşleri var. Bu görüşleri tartışmak ve bir çözüme ulaştırmak için bize tanınan 5 Haziran’a kadarki süre yetersiz kalmaktadır.

İki aylık bir ilave süre ile toplumun tüm kesimlerinin fikir beyan etmesine müsaade edilmesi gerekir. İlginçtir, bizi dinlerken bizlere hak verenler, karşı tarafa geçtikleri zaman onlara hak vermektedirler.  Fakat eserlerini kamuya arz eden yayın kanallarından talep edilmeyen telifin bizlerden talep ediliyor oluşu neticesinde, bizi şu soruyla baş başa bırakmaktadır: Sanat; sanat için mi yoksa toplum için mi? Karşı tarafın avukatına bu soruyu sorduğumda, ‘her ikisi içindir’ diyerek soruyu savuşturmaktadır. Bu anlayışı kabul etmiyoruz, sanat bizatihi toplum içindir.

Bu gerçeğe rağmen sanatçının halkla buluşmasını engelleme çabalarına anlam vermek inanın olanaksızdır. Eğer ki sanat sanat içinse, yapın müziğinizi kendi odanızda dinleyin. Toplum dikkate alınmadan üretilemeyen sanat olgusunu, iş maddiyata geldiğinde böyle bireyselleştirmek samimi değildir.

 

YAYINLARI KARARTIRIZ

Düzenlemenin bu istikamette devam etmesi, maalesef sanatçı ile toplumu karşı karşıya getirecek, bizleri de mecburen televizyon ve radyo yayınlarını ‘karartmaya’ götürecektir. Kesinlikle istenilmeyen sonuçlar doğacaktır. Sanatçıların meslek kuruluşlarına sınırsız bir güç veren bu düzenleme, karşısındakine ise orantısız bir yük getirecektir. İnsanların umuma erişim hakları alenen ellerinden alınacaktır.

Karşı tarafın savunmaları ise özellikle, Türkiye’de telif bedeli olarak 30 milyon euro toplanabilirken, Almanya’da bu rakamın 800 milyon euro seviyesinde olduğu yönünde.

Bu açığı kapatmak adına da her önlerine gelenden bir ‘sanat bedeli alma’ arayışına girdikleri gözleniyor. Sağılacak koyun gözüyle gördükleri halk sayesinde o lükse, o jiplere, villara sahip olan sanatçılar kollanırken, ‘yatağını yola serenlerin’ haklarını kim koruyacak? Söze konu taslak, bakanlıklararası koordinasyon, toplumun tüm kesimlerin görüşü, kanunlar arası çelişkilerin ortadan kaldırılması, kullanıcı ve hak sahibi dengesinin kurulması ile hakkaniyetli bir vaziyet alacaktır. Dünyada Mülkiyet Örgütü Başkanlığı diye bir kavram var. Türkiye’nin buna uyup uymayacağının değerlendirilmesi lazım.

 

BANDROL ESASI GETİRİLMELİ

Biz insanlara ulaşım satıyoruz, müzik değil! Biz gece kulübü işletmiyoruz. Bizden bu para hiçbir surette talep edilmemelidir. Bandrol esası gelmelidir. Muhatap tek olmalıdır, altı adet meslek kuruluşuyla muhatap olmak istemiyoruz. Belirlenecek olası ücretlerin akıbeti belli hale getirilmelidir. Her sene pazarlığa mı tabi olacak, bir tarife mi belirlenecek hepsi netleşmelidir. Toplam 90-95 maddeli yürürlükteki kanunun 70-76 maddesi toptan değişiyor. Buradan herkese duyuruyorum, yarın önlerine geldiği zaman da şaşırmasınlar. Bundan sonra sırada filmler var, yakında filmler için de bizlerden bedeller istenecek. Üstelik düzenleme ile sadece Türkiye’de değil, yabancı bir ülkede oluşturulan telif eserinin bedeli de burada tahsil edilecek. Üstelik sanatçı kuruluşlarına verilen tek taraflı yetkiyle usulsüzlük yaptığını tespit ettiği işletmelere karşı bir mahkeme kararı olmaksızın ihtiyati tedbir alma yetkisinin de defaatle altı çizilmelidir.

SANAT VERGİSİ DE GELSİN!

Bu hakkaniyetsiz düzenlemeler üzerine eğer yetmiyorsa ‘Sanat Vergisi’ adı altında bir vergi de ihdas edilsin, oluşacak tarifeler üzerinden ‘tüm vatandaşlardan’ sanattan yararlandıkları için vergi toplanmaya başlansın. Bu kaosa gidilsin istenmiyor ise, Kültür Bakanlığı ‘milletin bakanlığı’ olarak hareket etmeli, taşın altına elini koymalı, sanatçıyla milleti karşı karşıya getirmemelidir. Biz Ticaret Odası ve Odalar Birliği’ndeki konumumuz itibarı ile bu konunun sonuna kadar takipçisi olacağız. Otobüsçüyü, taşımacıyı ezdirmemek için elimizden geleni yapacağız.

BAKANLIKTAN OLUMLU ADIM

Bu arada, taslakla ilgili benim şöyle bir önerim olmuştu: ‘Kara taşıt araçları sertifika dışında tutulur. Bu araç sahipleri, aracın nitelikleri dikkate alınarak bakanlığın belirleyeceği ücret mukabili, bakanlıkça veya onun yetkilendireceği meslek birliğince verilecek bandrolü araca yapıştırmakla yükümlüdür’ şeklindeki önerim, taslakta aynen yer almış. Bu elbette olumlu bir adımdır. Umarım devamı da gelir.

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

Kategoriler

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN

UYARI ; "gulegule.com.tr internet sitesinde yayınlanan yazı, haber ve fotoğrafların her türlü telif hakkı Güle Gele Gazetesi’ne aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez."