• Dolar Alış / Satış: 3.879 / 3.886
  • Euro Alış / Satış: 4.576 / 4.584
  • ISTANBUL:
  • Güneş:
  • Öğle:
  • İkindi:
  • Akşam:
  • Yatsı:
  • Hava Durumu Güncelleniyor..

UYOF GENEL BAŞKANI İMRAN OKUMUŞ SEKTÖRÜN GÜNDEMİNİ VE ATILMASI GEREKEN ADIMLARI ANLATTI

29 Mart 2017
UYOF GENEL BAŞKANI İMRAN OKUMUŞ SEKTÖRÜN GÜNDEMİNİ VE ATILMASI GEREKEN ADIMLARI ANLATTI

TOBB Sektör Meclisi’nin yapısı ve işleyişi daha etkin hale getirilmeli

SEKTÖR söylemini değiştirmeli, gerçek söylemlerini de eyleme dönüştürmeli. Bir sivil toplum kuruluşunun daha eski olması, üye sayısının daha fazla olması onu güçlü kılmaz. Güçlülük; büyüklüklerle, sayılarla ölçülemez. Ölçü, doğru söylemi doğru eyleme dönüştürmedir. Yani icraatta işi kim yaparsa, sektör için kim faydalı ise o değerli oluyor. Öncelikle sektörün tamamını kucaklayan bir yapı kurmak gerekiyor. Bunun için de bu sektörün tek vücut olmasını ve tek dili konuşmasını sağlamamız lazım; aksi durumda bölünmüş federasyon ve derneklerin kendilerine de faydası olmaz, sektöre de faydası olmaz. Yani artık kendini ‘çatı kuruluş’ olarak, sektörün duayeni olarak iddia edenlerin de, ortaya çıkıp söylemlerini eyleme çevirmesi lazım.

 

TOBB Sektör Meclisi ‘adalet’

temelinde yeniden yapılanmalı

Benim ısrarla söylediğim şey şu; TOBB Karayolu Yolcu Taşımacılığı Sektör Meclisi’nin daha aktif hale getirilmesi lazım. Bunun için de meclisteki temsil şirket büyüklüğüne göre değil, şirkette bulunanların tecrübesine göre yapılması lazım. Kimi insanların parası çok olabilir, uçağı satın alabilir; ama uçak kullanmayı bilmez. Gemi alabilir ama kullanmayı bilmez. Parası çok, otobüsü çok, sefer sayısı çok diye insanlara yetki verilmez. Meclisin tekrar gözden geçirilip doğru bir yapıya kavuşması artık kaçınılmaz hale gelmiştir. Meclisin gerçek anlamda 340 otobüs firmasından en az 100’nün temsil edilmesi lazım. Ne ile; gerek federasyon gerek dernekler aracılığı ile…

 

Sektör Meclisi’nin çözümdeki

rolü çok daha büyük olabilir

Ben ısrarla söylüyorum; sivil toplum kuruluşları, dernekler, sendikalar olabilir; ama Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği çok ayrı bir kurum. Tüm sektörlerin temsil edildiği, Türkiye’nin en büyük kurumu…

Federasyonların hükümet nezdinde yapacakları baskı ile, TOBB’da yapılan baskı hiçbir zaman aynı olamaz. Dolayısıyla temsil edildiğimiz meclisin daha aktif ve etkili hale getirilmesinin önemine ne kadar vurgu yapılsa azdır. Bu bir emek, bir mücadele gerektirir. Dolayısıyla dernek ve federasyonların yanı sıra duayenlerin ve firma sahiplerinin elini ve vücudunu taşın altına koyması gerekiyor. Doğru bir yapı kuralım, doğru bir strateji belirleyelim ve doğru bir eylemselliğe geçelim.

 

Kavga etmeden hakkımızı

meşru zeminde aramalıyız

Strateji belirlerken sorunlarımızı net şekilde tanımlamamız lazım. Bizim en büyük sorunlarımızın başında ücretsiz servisler geliyor. İkinci kamburumuz otogar çıkışları, köprü ve otoban maliyetleri. Son yıllarda yapılan astronomik zamlarla sigortalar da üçüncü en büyük kamburumuz haline geldi. Hiç kuşkusuz dördüncü ve en büyük kamburumuz ise motorin maliyetidir. Akaryakıtta uluslararası nakliyeye, havaya ve denize teşvikler yapılıyor; ama karaya yani lastik tekerlekli yolcu taşımacılarına yok.

Dolayısıyla aynı kaderi paylaşan şehirlerarası otobüsçüler, turizm taşımacıları, kentiçi toplu taşımacılar ve servisçilerin bu noktada aynı dili konuşması ve ortak çatıda buluşması gerekiyor. Bu çatı dernek mi olur, federasyon mu, konfederasyon mu; dediğim gibi önemli olan çatının ismi değil, işlevidir.

Hep söylerim; elbette hakkımızı arama yoluna gideceğiz, ancak devlet ile kavga ederek değil. Mücadelemizin tamanını meşru zeminde, hukuk çerçevesinde ve yapıcı şekilde yapmamız gerekiyor.

Yoksa köprü kesmek, kafa tutmak, yok efendim otogarı kapatmak bunlar çözüm değil. Bunlar terörist işi, biz terörist değiliz iş adamıyız. İş adamına hak savunmak, hakkını talep etmek yakışır. Ama bizlerin de yatırımcı olarak daha bilinçli olmamız lazım. Kullanamadığın arabayı almayacaksın, süremediğin otobüse de binmeyeceksin bu kadar! Eğer iş adamıysan, yatırımını da bütçeni de ona göre belirleyeceksin.

 

Türkiye son yıllarda ikinci

el otobüs pazarına döndü

Sektördeki kaostan; ÖTV’siz yakıttan, yer hizmetlerinden, servisten, bireysel otobüsçünün gelir ve giderlerini dengeleyecek finansman yapısından, üretici firmaların yüksek maliyetlerinden söz ediliyor; oysa bana göre tüm bunlar kadar önemli bir husus var; ülkemiz adeta 2. el otobüs pazarına döndü. Türkiye’de ‘sıfır otobüs’ diye bir şey kalmadı. Sıfır alanların tamamı da kiralama sistemine döndü. Haliyle bunun bir sonucu olarak da firma kalmadı. Şirketler dışardan otobüs kiralıyorlar, bayiilerin üzerinden otobüsçülük yapmaya başlıyorlar. Demek ki sektör yerle bir’!

 

  1. köprü 3 yılda yapıldı;

sektör olarak neredeydik?

Sektörün ana gündemlerinden birisi de İstanbul Otogarı’nın taşınması… Daha düne kadar 1-2-3. Köprü tartışılıyordu; bakın 3. köprünün yapımı 3 yıl sürdü, nedense hiç kimse ve hiçbir kuruluş bu 3 yılda bir şey yapmadı. Yavuz Sultan Selim Köprüsü açılınca; herkes ‘biz yandık’ diye bağırmaya başladı. Şimdi sigortada da aynı kayıtsızlıkla karşı karşıyayız. Otogarın buradan gideceği konuşuluyor; yarın yine aynı şey olacak. Şimdiden başladılar, ‘bu maliyetleri bu sektör kaldırmaz’ diye… Zaten bu sektör, normal giderlerini karşılayamayacak bir hale geldi. Bir otobüsün bırakın otogar çıkışlarını otoban, zorunlu sigorta, kasko maliyeti ayda 20 bin; senede 240 bin TL yapar. Şimdi istihdama teşvik geliyor, otobüsçüye gelmiyor. Özel araçlara sigortada tavan geliyor, ticarilere otobüsçüye gelmiyor.

 

Kesilen cezalara çözüm bulmalıyız

Bakın otobüsünü teslim ettiğin bir sürücü köprüde, otobanda eğer gişeyi kullanmamışsa 10 kat ceza kesiliyor; bu 10 kat cezanın 4 katı işletmeciye yazılıyor. Bu sektör için ciddi bir risk ve sorun; yani 200 liralık ceza 800 TL oluyor. Herkes bilir; bu sektörde artık kaptan yetişmiyor. Adam 2 gün yola gidiyor, ardından arabayı bırakıp ‘ben bu işi yapmayacağım’ diyor. Düşünsenize onun işlediği suçu 10 kat ceza ile şirket sahipleri ödüyor. Bu adaletsizliklerin ortadan kaldırılması lazım.

Otoban, köprü gibi yerlerdeki ceza şartlarının mutlaka gözden geçirilmesini ve sektörün lehine düzeltilmesini sağlamak için çalışma yapmalıyız. Bu birincisi… İkincisi ise; otobüsçü, yer hizmetlerinden ve yazıhaneden ayrı düşünülemez.

 

Servisi kaldırarak bir otobüse

ayda 5 bin TL kazandırabiliriz

Bugün İstanbul’da servislerin kaldırılması demek, bir otobüsçünün cebine ayda 5 bin lira para girmesi anlamına geliyor; ki azımsanmayacak bir rakam bu!

Bu noktada bir işletmeci olarak da üzerime düşen ne varsa yapmaya ve hatta öncülük etmeye hazırım. Eğer Türkiye’de servis kaldırılacaksa, ben Ulusoy olarak ilk imzayı atmaya hazırım. Bunun tüm risklerini de kabul ediyorum. Şuradan dile getiriyorum; ilk servis kaldıran şirket ben olmak isterim. Benim gibi düşünenler gelsin; hemen protokol imzalayalım.

Bugün itibarı ile servisleri kaldıralım. Şurası net; durum giderek daha da ciddileşiyor. Otobüsçülük açısından çember daralıyor. Bu nedenle sektörün kendisine çekidüzen vermesi gerekiyor. Kiralık araçlarla, başkasının malı ile, bankanın parası ile servetlerini heba etmek, yok etmek doğru değil. Bu sektör, üreticisi ve tüketicisi ile bir araya gelmeli, sorunlarını çözmeli. Bu gidiş doğru bir gidiş değil, Allah yardımcımız olsun. Mesela çok basit bir öneri: İkinci el garantisi 2 yılda bitiyor, bu sektör İstanbul’da, İzmir’de, Karadeniz’de, İçanadolu’da 4 tane servis açıp tüm üyelerinin bakım onarımını karşılayamaz mı! Pek ala yapabilir.

 

Bireyselciden alınan en yüksek

komisyon yüzde 15 olmalı

Bireysel otobüsçülük kavramı artık Türkiye’de kalmadı. Bunu tekrar değerlendirmek lazım. Neden bireysel otobüsçü kalmadı; bunu da araştırmak gerekiyor. Bireysel otobüsçüyü yaşatacak formüllerden bir tanesi komisyonları düşürmek. Yüzde 40’lara varan kesintiler; bireysel otobüsçünün önünü tıkayan, yatırımını engelleyen nedenlerin başında yer alıyor.

UYOF Genel Başkanı olarak ben hem kendi üyelerime hem de şirketime; “en yüksek komisyon yüzde 15 olmalı” diyorum ve bunu da uygulayacağım. Bunun yanında otobüsçüden alınan sigorta, tesis ve ikramın otobüsçüye yıllık maliyeti 100 bin liranın üzerinde. Diğer taraftan benim bireysel otobüsçüm yıllık 50 bin lira bile kazanamıyor. Sadece isminizi yazdığı için onca ücreti alıyorsunuz. Bunu yapan firmalara söylüyorum; bireysel otobüsçünün üzerinden kazandığınız paraları geri iade edip tekrar paylaşın. Onları şirkete ortak etmiyorsun; en azından yan gelirlerini, diğer gelirlerini bireysel otobüsçü ile paylaş. Net söylüyorum; formülün ‘olmazsa olmazı’ komisyondur…

 

Acenteleri de koruyacak

ciddi projelere ihtiyaç var

İnternet üzerinden bilet satışları Türkiye genelinde çok arttı. Teknoloji artık yaşamımızın her saniyesinde var. Bizim bu konuda bir şikayetimiz yok. Biz Ulusoy olarak teknolojiyi iyi bir şekilde kullanıyoruz ve nimetlerinden en iyi şekilde de faydalanıyoruz. Öte taraftan internet satışları arttığı için, acentelik yapacak kişi bulamıyoruz. Dikkat ederseniz bir acentede 10-15-20 firmanın ismi var. Çünkü artık bu iş çok zorlaştı. İstihdam adına bu sistemi yaşatmak lazım. Yeni sistemler geliştirirken, mutlaka acentelerin de faydalanmasını sağlamamız lazım. Biz internet komisyonlarını acentelerimizle paylaşıyor, onları mağdur etmiyoruz. Dediğim gibi özellikle büyük şirketlerin hem acentelerini hem ortaklarını hem de bireyselcisini koruyacak projeler yapması lazım.

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

Kategoriler

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN

UYARI ; "gulegule.com.tr internet sitesinde yayınlanan yazı, haber ve fotoğrafların her türlü telif hakkı Güle Gele Gazetesi’ne aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez."